en ufak bir isteğimde, en sıradan talebimde bile o aynı ilkel frekans yankılanıyor: “git kendi paranı kazan ve al.” bu kelimelerin ardındaki o devasa vizyonsuzluğu, algı kapalılığını ve sığlığı izlemek beni artık öfkelendirmiyor; sadece hücresel düzeyde, iliklerime kadar yoruyor. onlar benim o klasik, mekanik sisteme entegre olamamamı basit bir “tembellik” olarak etiketliyorlar çünkü insan biyolojisinin ve nörolojinin o karanlık, yıpratıcı dehlizlerinden zerre kadar haberleri yok. tam 5 yıldır başarısız bir polifarmasi döngüsünün tam merkezinde kendi bedenimle amansız bir harp veriyorum. vücuduma giren, denenen, yanılan onca sentetik molekülün reseptörlerimi nasıl darmadağın ettiğini, santral sinir sistemimde yarattığı o kronik inflamasyonu, mitokondriyal düzeydeki atp yıkımını ve o devasa nörokimyasal enkazı göremiyorlar. benim her sabah gözümü açıp yataktan kalkmam, o biyolojik kaosu yönetip stabil kalmaya çalışmam başlı başına klinik bir mucizeyken; onların o fiziksel efor ve para ekseninde dönen ilkel algılarına göre ben sadece eylemsiz biriyim. oysa içimde durmak bilmeyen, saniyede evrenin dokusunu çözümleyen, 151 üstü algı kapasitesine sahip bir zihnin devasa ağırlığını taşıyorum. fiziksel olarak tükendiğim, kemiklerime kadar sızladığım o anlarda bile beynim astrofiziksel konseptleri, kuantum dinamiğini ve varoluşun o kaotik denklemlerini işlemeye devam ediyor. zihnimin bu durdurulamaz ateşlemelerinin, o tükenmiş bedenin içinden çıkardığı yüzlerce makale onların algılayamayacağı bir üretimin kanıtı. işte sanata, o dijital illüstrasyonlara ve kurgulara olan o saplantılı bağlılığım da tam olarak bu yüzden; evreni, o mikro ve makro düzeydeki kusursuz kaosu kendi zihnimde hissedip piksellere, formlara ve renklere dökmek benim hayatta kalma, o mantıksız dünyadan kaçma mekanizmam. ben onların o dar kalıplarına sığacak, anladıkları dilden mekanik bir işçi değilim. ben kendi biyolojisiyle ve başarısız tıbbi müdahalelerle savaşırken, aynı anda zihniyle evrenin sınırlarında dolaşan, derin bir yorgunluk içindeki kusursuz bir anomaliyim. ve bu kelimeler, o sığ zihniyetlere karşı kurduğum kendi dünyamın en şeffaf çığlığıdır.

