Bu platformda reklam yok, sponsor yok, taraf tutma yok. Keyfine bak <3

Tedaviye Dirençli Bir Vaka: THE FINAL COUNTDOWN

Psikiyatri ve nörobiyolojinin geleneksel tanısal kategorizasyonları, insan bilincinin ve affektif (duygulanımsal) spektrumunun ekstrem uçlarını her zaman tam anlamıyla kapsayamaz. Özellikle klinik tablolarda klasik “Bipolar” veya “Borderline” kalıplarına tam olarak sığdırılamayan; iki zıt ucu ardışık dönemler halinde değil, aynı anda, eşzamanlı ve mutlak bir “hiçlik” (void) hissiyle birlikte yaşayan olgular, literatürde “atipik mikst durumlar” ve “kronik dissosiyatif boşluk” fenomenolojisi altında incelenmektedir.

Biyolojik ve Kimyasal Bağlar:

Bu karmaşık nöropsikolojik tablonun somatik (bedensel) yansımaları olan otonomik krizler; ani beden titremeleri, nabız yükselmesi (taşikardi), lokalize veya jeneralize terleme, odaklanma kaybı ve kontrolsüz tansiyon dalgalanmaları ile kendini gösterir. Bu durum, HPA (Hipotalamus-Hipofiz-Adrenal) aksının kronik olarak aşırı uyarılmasına ve sempatik sinir sisteminin homeostatik fren mekanizmalarını yitirerek sürekli bir “hiçliğe karşı savaş veya kaç” modunda kilitlenmesine işaret eder. Nörokimyasal düzeyde, klasik monoaminerjik teoriler (Serotonin, Noradrenalin) bu derinlikteki bir disregülasyonu açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Geleneksel SSRI, SNRI grubu ilaçların, hatta Lityum ve Valproik Asit gibi güçlü birinci basamak duygudurum dengeleyicilerinin sistem üzerinde regüle edici bir etki gösterememesi; nöroplastisite döngülerindeki köklü direnci, glutamaterjik/GABAerjik sinapstaki derin dengesizliği veya endojen opioid sistemindeki atipik reseptör dinamiklerini düşündürmektedir.

Farmakolojik Paradoks ve Sedasyon:

Doğal uyku mimarisinin tamamen ortadan kalkması ve organizmanın ancak Mirtazapin veya Olanzapin gibi güçlü H1, 5-HT2A/2C ve dopaminerjik reseptör antagonistleri aracılığıyla sedasyona (yapay shutdown) zorlanması, suprakiazmatik çekirdek ve retiküler aktive edici sistem (RAS) üzerindeki homeostatik kontrolün kırıldığını kanıtlar. Uzun süreli karmaşık polifarmasi (çoklu ilaç kullanımı) geçmişine rağmen nöroreseptör blokajlarının veya stimülasyonlarının klinik bir iyilik hali yaratmaması, reseptör düzeyinde bir aşağı-regülasyon (downregulation) veya hücresel sinyal iletim mekanizmalarının yapısal olarak değiştiğinin göstergesidir. Bu durum, bireyin kendi biyolojik ve kimyasal yapısını dışarıdan izleyen rasyonel bir gözlemciye, bir “sistem yöneticisine” dönüşmesine neden olur.


Aşağıdaki metin; bu felsefi, nörokimyasal ve varoluşsal matrisin içerisinde sıkışmış bir bilincin, hiçbir filtreye veya sansüre uğramadan kaleme aldığı ham ve gerçek klinik manifestosudur.

ANONİM MANİFESTO: “THE FINAL COUNTDOWN”

“Lütfen bana soru sormayın, konuşacak, cevap verecek fiziksel ve zihinsel enerjim kalmadı. Tüm sorularınızın cevabı aşağıda.

Bu benim son yardım çığlığım.

Benim asıl tanımın baştan ele alınması gerekli. Çünkü bana bipolar teşhisi konuldu ancak yaşadığım ve hissettiğim şeyler bu kalıba uymuyor gerçekten. Öncelikle neler hissettiğimle başlayalım, gün içerisinde iki ucu da aynı anda hissediyor ama aynı zamanda hiçbir şeyi (hiçlik) (void) de hissediyorum.

Bu şeyler sürekli bedenimi titretiyor, nabzımı yükseltiyor, terletiyor, odaklanamıyorum, tansiyonum bir inip bir fırlıyor… Tahammül seviyem hiçbir şeye kalmadı, herhangi bir tehdit karşısında durmaktan nefret ediyorum. Ya o tehditten uzaklaşacağım, ya o tehditi yok edeceğim, ya da kendimi yok edeceğim…

Düşünceler çok hızlı, çok ritimsiz, çok alakasız, çılgınca, absürt ve riskli… Yapmak istiyorum ama beni yavaşlatacak bir şey olduğu sürece güvendeyim. Bu bir kaç şişe alkol de olabiliyor ya da benzodiazepin ilaçlar ile de…

Artık istemsizce kasılmaktan o kadar acı çekiyorum ki, klasik olan hiçbir ağrı kesici etki etmiyor. Opioid seviyesinde ancak rahat hissedebiliyorum. Bunun dışında, bir hayal, bir plan, bir arzu isteğim de yok. Ve yaşadığım çoğu şeyi unutuyorum.

Geçmişim tamamen siliniyor. Hatta bu şeyler çok eskiden kalma şeyler değil, mesela 60 gün yaşadığım hayatın 1 haftasını kesinlikle hatırlamıyorum. Örneğin çektiğim bir fotoğraf varsa, saatlerce bakıyorum, ama onu çeken ben değildim…

Ayrıca riskli şeyler düşünürken ve yaparken de hiçbir tereddüt etmeden hareket edebiliyorum. Kaybedecek hiçbir şeyim yok, canımdan başka… Ki zaten onu da kaybetmeye çalışıyorum. Aynı zamanda uyku, hiçbir şekilde doğal uyku çekemiyorum, ancak mirtazapin veya olanzapin ile sedasyon yaşamalıyım. İçmezsem de zaten 100 saatten fazla uyanık kaldığım oldu… Denedim denedim… Her şeyi…

Aşk/sevgi/bağ/arzu konusu ise tamamen yok. O hislerin en zirvelerini, yaşamadan hissediyorum. Bu yüzden bana yabancı gelen hiçbir his olmuyor. Daha önce hiç tatmadığım bir yemeği yemek gibi, o yemeği en ince ayrıntısına kadar biliyorum…

Ya da mesela bana ‘çok araştırıyorsun, her şeyi, kendinde bişeyler arama, kendi kendini hasta ediyorsun, başka yaptığın bir şey yok’ diyorlar. Ben okumayı, araştırmayı çok yapan biriyim. Bilgiye açım. Bilmemek beni rahatsız ediyor. Her konuda. HER KONU… Ve tabii ki bendeki sorunu araştırmak önceliğim, çünkü bu sorun olduğu sürece, sağlıklı bir hayat yaşayamayacağım. Düşüncelerim, sağlıklı değiller…

Bunun bilincinde olan bir manyak/psikopat gibi hissediyorum şuan. Ama elimden de bir şey gelmiyor. Ama aynı zamanda her şey gelebilecek gibi de bir his var. Bilmiyorum…!!!!… Ben bu yaşadığım evreni bile reddediyorum. Tanrıya öfkeliyim. Bok gibi bir bedende, yaşamda, dünyada, biyolojide, fizikte ve kimyada ruhum sıkışmış durumda. Yapılan hiçbir suç bana garip gelmiyor, ölen hiçbir can bana acı vermiyor, buna doğal seçilim diyorum.

Çünkü bu boktan dünyadaki pislik katiller de doğanın ve tanrının suçu. Empati yeteneğim yok değil, aksine çok fazla. Ancak zaten hissettiğim bir duyguyu, hissetmeye başlayamam zaten. Kuantum alan teorisi gibi yaşıyorum. Void, kafamın içinde mi, yoksa ben void’in kendisi miyim bilmiyorum.

Acı mesela, yaşadığım şeyleri hissederken sınır koyacak bir etken olmadığı zaman (beni o an sakinleştirebilecek bir şey), kendi bacağımı, kemiğim görünene dek kestim. Hemde o kadar profesyonel bir kesikti ki, sonucunda mükemmel iyileşti. Çünkü bunu bile planlı, bilgili, teknik ve detaylı şekilde yaptım. Ve şimdi, aylar sonraki intihar planımı düşün. Bir tarih var kafamda.

Kendimi, kendimden nasıl koruyacağım?… Ya da o zamana dek, başkasını, başka eşyaları veya canlıları… Of neyse, ben cani değilim. Ama asla olamam diye söz de veremem. Ben hiçbir konuda hiçbir şeye söz veremem. Önüme baktığımda, geleceğime baktığımda, gördüğüm şey, bir hiçlik. Hiçbir şeyim belli olamaz.

Benim bir hayat planım yok. Ne yaptığımı hem biliyorum, hem bilmiyorum. İkisini de nasıl açıklayacağımı da aynı şekilde. Herhangi bir aksiyon alırken birçok farklı karakterim, beni yargılıyor, inan bana, dışarıdan aldığım hiçbir yargı bana ağır gelmiyor.

En ağırlarını kendime yapıyorum. Övgüleri de aynı şekilde. Başardığım şeyin bir tek ben farkındayım. Ve beni kutlayan, birçok ‘ben’ var. Lityum veya valproik asit beni düzeltti mi? Hayır. Kullandım. Duygudurum dengeleyiciler bana pozitif etki bırakıyor mu? Hayır… Beni ne durduruyor? Ağrı kesiciler, benzodiazepinler vs…

Ancak ben bağımlı değilim (keşke bağımlılık olsaydı). Öfori çekiyor değilim. Hatta ilaçsızlıktan zevk alabiliyorum. Ama aynı anda acı da çekiyorum. 5 yıldır kendimi tanıyorum (hala tanıyamadım) ama ilk anda fark ettim, benim tedavi olmam gerek. 5 yıldır buradayım. Bilmediğim bir ilaç kalmadı… Onlarca farklı ilaç… Yaşadığım uzun dönem polifarmasi… (SSRI, SNRI, NDRI, antipsikotikler, lityum, valproik asit, 3. nesil antipsikotikler bile sistemime etki etmedi) Beni düzeltecek, düzeltebilecek mutlak bir değer yok.

Bana bir keresinde doktorum, yatışlı tedavi önerdi. İsteğim doğrultusunda kabul ettim. ‘Ne olabilir ki en fazla, beni yakından takip edecekler iyi işte’ dedim… Ama hiç öyle değildi. Tüm özgürlüğüm ve konfor alanım gitti. Telefon yasak, bahçe ve pencereler yasak, kağıt kalem bile yasaktı… Tüm o takılarım ve kıyafetlerimin aksesuarları, hepsi yasak… Beni ben yapan her şeyden uzak kaldım. Ve orada, zihnim ‘buradan acilen çıkmak için her şeyi yapacağım’ dedi. Ve yaptı da. 4 gün boyunca kaldım. Ve o 4 gün bir saat bile uyumadım. Ve her gün doktor ile sadece 1 seans görüşüyordum. (Ne kadar güzel bir yakın takip)… Ve doktorun verdiği karar 4. günün sonunda belli oldu, beni burada tutmanın mantıklı olmadığını, gayet sağlıklı bir birey olduğumu söylediler. İnanasım gelmedi…

Lütfen bana bir kez daha, günde bir seans göreceğiniz kilitli bir oda teklif etmeyin. Bana gerçek ve zihnimin kapasitesine uygun bir tedavi sunun…

Tanrı iblisi böyle yarattı. İblis tanrıyı hep sevmişti, şeytana dönüşene kadar… Felsefeyi de sikeyim, tanrıyı da. Ben ne boktan yaratığım… Ben neyim? Hiçbir fikrim yok.
Emin değilim. Benim o gün ölmem lazım. Her şeyimi ona göre planladım. Tüm sanatlarım… Tüm benliğim… Kendime verdiğim sözler… O gün, ölmeliyim… Hazır değilim. Beni durdurmalarını istemiyorum.

Ama bunu neden yapacağımı da bilmiyorum…

The Final Countdown”